NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK



      EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR MUSTAFA KEMAL ATATÜRK



      TÜRKİYE GERÇEĞİ



      KORKUNUN ÇIKARCILIĞIN KURNAZLIĞIN EGEMEN OLDUĞU TOPLUMLARDA ONUR ÇİÇEKLERİ DE SOLAR



      TÜRKİYE GERÇEĞİ

      26/9/2008 - YAŞAMAYA DAİR(NAZIM HİKMET)

      Kategori: Nazım Hikmet

      YAŞAMAYA DAİR

      1
      
      Yaşamak şakaya gelmez,
      büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
               bir sincap gibi meselâ,
      yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
               yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
      
      Yaşamayı ciddiye alacaksın,
      yani, o derecede, öylesine ki,
      meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
      yahut, kocaman gözlüklerin,
                beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
                insanlar için ölebileceksin,
                hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
                hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
                hem de en güzel, en gerçek şeyin
                yaşamak olduğunu bildiğin halde.
      
      Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
      yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
                 hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
                 ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
                 yaşamak, yani ağır bastığından.
      
                                                                   
      YAŞAMAYA DAİR
      
      2
      
      Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
      yani, beyaz masadan
                bir daha kalkmamak ihtimali de var.
      Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
      biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
      hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
      yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz
                  en son ajans haberlerini.
      
      Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
                   diyelim ki, cephedeyiz.
      Daha orda ilk hücumda, daha o gün
                   yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
      Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
                    fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
                    belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
      
      Diyelim ki, hapisteyiz,
      yaşımız da elliye yakın,
      daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
      Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,
      insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
                    yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.
      
      Yani, nasıl ve nerde olursak olalım
                 hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
      
                                                                   
      YAŞAMAYA DAİR
      
      3
      
      Bu dünya soğuyacak,
      yıldızların arasında bir yıldız,
                hem de en ufacıklarından,
      mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
                yani, bu koskocaman dünyamız.
      
      Bu dünya soğuyacak günün birinde,
      hattâ bir buz yığını
      yahut ölü bir bulut gibi de değil,
      boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
                zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
      
      Şimdiden çekilecek acısı bunun,
      duyulacak mahzunluğu şimdiden.
      Böylesine sevilecek bu dünya
                 "Yaşadım" diyebilmen için...
      
                                                                  
      NAZIM HİKMET
      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      26/9/2008 - SEN BENİM SARHOŞLUĞUMSUN (NAZIM HİKMET)

      Kategori: Nazım Hikmet



      SEN BENİM SARHOŞLUĞUMSUN

      Sen benim sarhoşluğumsun
      ne ayıldım
      ne ayılabilirim
      ne ayılmak isterim
      başım ağır
      dizlerim parçalanmış
      üstüm başım çamur içinde
      yanıp sönen ışığına düşe kalka giderim.

      NAZIM HİKMET

      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      25/9/2008 - ÖLÜME DAİR(NAZIM HİKMET)

      Kategori: Nazım Hikmet

      ÖLÜME DAİR

      Buyrun, oturun dostlar,
      hoş gelip sefalar getirdiniz.
      Biliyorum, ben uyurken
      hücreme pencereden girdiniz.
      Ne ince boyunlu ilâç şişesini
      ne kırmızı kutuyu devirdiniz.
      Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
      başucumda durup el ele verdiniz.
      Buyrun oturun dostlar
      hoş gelip sefalar getirdiniz.

      Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?
      Osman oğlu Hâşim.
      Ne tuhaf şey,
      hani siz ölmüştünüz kardeşim.
      İstanbul limanında
                  kömür yüklerken bir İngiliz şilebine,
                                            kömür küfesiyle beraber
                                                                ambarın dibine...

      Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı
      ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız
                                                simsiyah başınızı.
      Kim bilir nasıl yanmıştır canınız...
      Ayakta durmayın, oturun,
      ben sizi ölmüş zannediyordum,
      hücreme pencereden girdiniz.
      Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
      hoş gelip sefalar getirdiniz...

      Yayalar-köylü Yakup,
                           iki gözüm,
                                       merhaba.
      Siz de ölmediniz miydi?
      Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp
      çok sıcak bir yaz günü
      yapraksız kabristana gömülmediniz miydi?
      Demek ölmemişsiniz?

      Ya siz?
      Muharrir Ahmet Cemil?
      Gözümle gördüm
                            tabutunuzun
                                            toprağa indiğini.

      Hem galiba
      tabut biraz kısaydı boyunuzdan.
      Onu bırakın Ahmet Cemil,
      vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan,
      o ilâç şişesidir
                        rakı şişesi değil.
      Günde elli kuruşu tutabilmek için,
      yapyalnız
      dünyayı unutabilmek için
                                      ne kadar çok içerdiniz...
      Ben sizi ölmüş zannediyordum.
      Başucumda durup el ele verdiniz,
      buyrun, oturun dostlar,
      hoş gelip sefalar getirdiniz...

      Bir eski Acem şairi :
      "Ölüm âdildir" - diyor, -
      "aynı haşmetle vurur şahı fakiri."

      Hâşim,
      neden şaşıyorsunuz?
      Hiç duymadınız mıydı kardeşim,
               herhangi bir şahın bir gemi ambarında
                                bir kömür küfesiyle öldüğünü?...

      Bir eski Acem şairi :
      "Ölüm âdildir" - diyor.
      Yakup,
      ne güzel güldünüz, iki gözüm.
      Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir...
      Fakat bekleyin, bitsin sözüm.
      Bir eski Acem şairi :
      "Ölüm âdil..."
      Şişeyi bırakın Ahmet Cemil.
      Boşuna hiddet ediyorsunuz.
      Biliyorum,
      ölümün âdil olması için
      hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...

      Bir eski Acem şairi...
      Dostlar beni bırakıp,
      dostlar, böyle hışımla
                              nereye gidiyorsunuz?

      NAZIM HİKMET

      1 YorumYorum yaz!Bağlantı

      19/9/2008 - GÖZLERİN (NAZIM HİKMET)

      Kategori: Nazım Hikmet

      GÖZLERİN

      Gözlerin gözlerin gözlerin,
      ister hapisaneme, ister hastaneme gel,
      gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte,
      şu Mayıs ayı sonlarında öyledir işte
      Antalya tarafında ekinler seher vakti.

      Gözlerin gözlerin gözlerin,
      kaç defa karşımda ağladılar
                                  çırılçıplak kaldı gözlerin
      altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak,
      fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.

      Gözlerin gözlerin gözlerin,
      gözlerin bir mahmurlaşmayagörsün
      sevinçli bahtiyar
                           alabildiğine akıllı ve mükemmel
      dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın.

      Gözlerin gözlerin gözlerin,
      sonbaharda öyledir işte kestanelikleri Bursa"nın
      ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
      ve her mevsim ve her saat İstanbul.

      Gözlerin gözlerin gözlerin,
      gün gelecek gülüm, gün gelecek,
      kardeş insanlar birbirine
      senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
                                 senin gözlerinle bakacaklar.

      1956

      NAZIM HİKMET

      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      9/9/2008 - KAR YAĞIYOR (NAZIM HİKMET )

      Kategori: Nazım Hikmet

      KAR YAĞIYOR

      KAR YAĞIYOR Lambayı yakma,bırak,sarı bir insan başı

      düşmesin pencereden kara.

      Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum.

      karı…

      Üflenen bir mum gibi kos kocaman ışıkları..

      Ve şehir kör bir insan gibi kaldı

      altında yağan karın.

      Lambayı yakma bırak!

      Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların,

      dilsiz olduklarını anlıyorum.

      Kar yağıyor

      ve ben hatırlıyorum..

      NAZIM HİKMET

      1 YorumYorum yaz!Bağlantı

      1/9/2008 - BEN SEN O (NAZIM HİKMET)

      Kategori: Nazım Hikmet




      BEN SEN O

      O, yalnız ağaran tanyerini görüyor
      ben, geceyi de
      Sen, yalnız geceyi görüyorsun,
      ben ağaran tanyerinide.

      NAZIM HİKMET

      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      1/9/2008 - SOSYALİZM(NAZIM HİKMET)

      Kategori: Nazım Hikmet




      SOSYALİZM

      Sosyalizm
      Yani şu demekki dayı kızı
      Sosyalizm
      Senin anlayacağın yani
      El kapısının yokluğu sende
      İmkansızlığı
      Ekmeğimizde tuz
      Kitabımızda söz
      Ocağımızda ateş oluşu hürriyetin
      yahut, başkası yelde
      sen yaprakmışsın gibi titrememek
      bunun tersi yahut
      sosyalizm
      devirmek dağları elbirliğiyle
      ama elimizin öz biçimi
      öz sıcaklığı kaybetmeden
      yahut sevgilimizn bizden ne şan ne para
      vefadan başka bişey beklemeyişi
      sosyalizm
      yani yurttaş ödevi sayılması ihtiyarlığın
      yahut mesela
      esefsiz
      güvenle
      emniyetle
      gölgeli bir bahçeye girer gibi
      girebilmek usulcacık ihtiyarlığa
      ve hepsinden önemlisi
      çocukların ama bütün çocukların
      kırmızı elmalar gibi gülüşü
                     

      NAZIM HİKMET 

      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      28/8/2008 - ALDIĞIM BİR MEKTUP(NAZIM HİKMET)

      Kategori: Nazım Hikmet

      ALDIĞIM BİR MEKTUP 

      1337 Mart Ankara
      
      Dün gece mektup aldım bir felakete dair
      
      Siyah satırlarında şöyle yazılı:
      
      "Şair!
      
      Bilmiyoruz nereden başlamalı biz söze
      
      Kara bir hançer gibi zavallı gönlümüze
      
      Saplanan son acıyı sen de duyuyor musun?
      
      Yoksa hülyalarınla hálá uyuyor musun?
      
      Boşluklara atılan ruhumuza bu bir sır:
      
      Bilmiyoruz gönüller bu kadar yakın mıdır?
      
      Dileriz derdimizi avutmasın seneler
      
      Bize son vazifeni yapmış olursun eğer
      
      Zavallı gönlümüzde bu derin mátemi sen
      
      Rüba Beyin sesiyle ebedileştirirsen...
      
      Ah bir hale düştük ki duysa káinat ağlar
      
      Hem bir kardeş kaybettik, hem çok sevgili bir yár
      
      Biz gurbette ağlarken o da gurbette öldü
      
      Biz gurbete gömüldük, o toprağa gömüldü...
      
      Şimdi o uzaklarda, çok uzaklarda bizden!
      
      Hayaline ağlayan yorgun gözlerimizden
      
      Yüzü rüyalardaki yüzler gibi kayboldu.
      
      Zaten o bir çiçekti bir çiçek gibi soldu
      
      Bir bahçeye gitti ki açılmaz çiçekleri
      
      Kahpe felek kendini bildiği günden beri
      
      Gökler zulümleriyle bu kadar alçalmadı.
      
      Artık güzelliklere imanımız kalmadı.
      
      Hiçbir ümidimiz yok hiçbir gayemiz de
      
      Şair? Fani neşeyi artık arama bizde
      
      Şimdi biz bir hayale ağlarız için için
      
      Tesellisi olmayan gönüllerimiz için
      
      Sade ona kavuşmak tesellidir diyoruz
      
      Ona kavuşmak için ölümü bekliyoruz












      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      28/8/2008 - BULUT MU OLSAM(NAZIM HİKMET)

      Kategori: Nazım Hikmet




















      Denizin üstünde ala bulut
      yüzünde gümüş gemi
      içinde sarı balık
      dibinde mavi yosun
      kıyıda bir adam
                                      durmuş düşünür.
      
      Bulut mu olsam,
      gemi mi yoksa?
      Balık mı olsam,
      yosun mu yoksa?..
      Ne o, ne o, ne o.
      Deniz olunmalı, oğlum,
      bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

      KAYNAK:www.burayakadar.org

      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      19/8/2008 - GÖZLERİ SİYAH KADIN (NAZIM HİKMET)

      Kategori: Nazım Hikmet
      GÖZLERİ SİYAH KADIN

      Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki

      Çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben

      Koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken

      Bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim

      Ömrümü bir yudumda ellerinden içerim

      Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki.

      NAZIM HİKMET
      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      <- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

      Hakkımda

      TÜRKİYE GERÇEKLERİ TÜRKİYEDE YAŞAMAK TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE

      Bağlantılarım

      Ana Sayfa
      Profilim
      Arşiv

      Kategoriler

    • Ahmed Arif
    • Ahmet Taner Kışlalı
    • Ahmet Telli
    • Cahit Sıtkı Tarancı
    • Can Yücel
    • Cem Yağcıoğlu
    • Deniz Gezmiş
    • EFE ALİ
    • Faruk Nafiz Çamlıbel
    • Fatih Kısaparmak
    • Günlük
    • Haber
    • Hasan Hüseyin Korkmazgil
    • Karl Marx
    • Kastamonu
    • M.KEMAL ATATÜRK
    • Mithat Cemal Kuntay
    • Mizah
    • Nazım Hikmet
    • Neyzen Tevfik
    • Rıfat Ilgaz
    • Sabahattin Ali
    • Sağlık
    • Siyaset
    • Ulaş Bardakçı
    • Uğur Arslan
    • Video
    • Yusuf Hayaloğlu
    • Yılmaz Erdoğan
    • Yılmaz Güney
    • Yılmaz Odabaşı
    • Şiir






    • KIZIL KARANFİLLER

      Yayılıyor dalga dalga
      Aşarak mapus duvarın
      Direnişin sesiydi
      Gök gürlemesiydi
      Kolkola kenetlenmiş neferi
      Yürüdüler en ön safta
      Kucaklayarak ölümü
      Teslim olmadılar
      Geri durmadılar
      kararımız kesindir dedile
      Kaydı dört yıldız art arda
      Yararak yoz karanlığı
      Dimdikti başları
      Yiğit yoldaşların


      TÜRKİYE


      ÜÇ YİĞİT YÜREK

      Bizim harmanlarımız masmavi olur
      Buğdayımız başağımız denizdendir
      Deli rüzgarlarımız devrimden eser
      Gece korkar öfkemizdendir
      Şimdi gözlerimiz çoban ateşidir
      Karşı dağlarda hem çok uzak hemde çok sıcak
      Darağacına inat ayak seslerimiz
      Ölüm hem tuzak hem alçak
      Ayaktadır dağlar taşlar ilkbahar
      Ayaktadır tüm sokaklar meydanlar
      Bindağda milyon defa yeşeriyor üç çiçek
      Sevdalı delikanlı yeşeriyor yeşerecek üç çiçek
      Kapkara bir gecede yanar barikatlar
      Gümbür gümbür çarparken üç yiğit yürek
      Kavganın rengidir kızıl dere
      Özgürlüğün günü artık gel
      Şimdi gözlerimiz çoban ateşidir
      Karşı dağlarda hem çok uzak hem de çok sıcak
      Darağacına inat ayak seslerimiz
      Ölüm hem tuzak hem alçak
      Ayaktadır dağlar taşlar ilkbahar
      Ayaktadır tüm sokaklar meydanlar
      Bindağda milyon defa yeşeriyor üç çiçek
      Sevdalı delikanlı yeşeriyor yeşerecek üç çiçek


      TÜRKİYE


      ÜLKEM

      Bir ülkem var düşlerimde gördüğüm
      ama düşlerde bile
      hep hüzünlü hep ölümlü türkülerde
      bir ülkem var düşlerimde gördüğüm
      adını koyamadığım
      yaşayamadığım ülkem
      yıldızlar kadar uzak
      yine yıldızlar kadar yakın
      ve ağlamak kadar içimde
      bir ülkem var düşlerimde gördüğüm
      senin için dağları yıkacağım
      koşacağım rüzgarlara inat
      şafak vakti çıkacağım dağlarına
      ve uğrunda öleceğim ülkem
      sana döneceğim ülkem
      sürgündeki çocukların
      demircinin çıraklarıyla döneceğim
      ve adını koyacağım
      bir ülkem var düşlerimde gördüğüm"


      TÜRKİYE


      EYLEM GÜZELİM

      Nice Ölümler Yaşadık Gülümseyerek
      Yürek Direttik Barikatlarda
      Gözlerini Aradık Sevgilinin
      Eylem Seslerimiz Yankılandı Dağlarda
      Sevgilim Eylem Güzelim Benim
      Yitik Bir Ülkeyi Korumaya Değil
      Yeniden Kurulacak Bir Ülkeyi
      Aşkla Örmeye Benzer Devrimci Olmak
      Hükümlü Sohbetlere Adın Yazılsın
      Varsın Dağlı Desinler Ardından
      Yüreğinde Direncinin Baharın Yeşert
      Yıkılsın İçindeki Yılgınlığın Ateşi
      Sevgilim Eylem Güzelim Benim
      Yitik Bir Ülkeyi Korumaya Değil
      Yeniden Kurulacak Bir Ülkeyi
      Aşkla Örmeye Benzer Devrimci Olmak
      İşte Zamanı Geldi Ayrılmaların
      Susma, Bir Gerilla Gibi Dimdik An Beni
      Yüreğim Yıldızlaşan Yumruğum Benim
      Direnç Gülü Oldun Sen Gökyüzünde
      Sevgilim Eylem Güzelim Benim
      Yitik Bir Ülkeyi Korumaya Değil
      Yeniden Kurulacak Bir Ülkeyi
      Aşkla Örmeye Benzer Devrimci Olmak


      TÜRKİYE


      RÜZGARLA BİR

      Hangi Günün Gecesidir
      Yazı Kışta Bulan Bilir
      Gün İçinden Görünmeden
      Günü Suya Salan Bilir
      Dağlar Düze İner Birden
      Aşkı Sonsuz Kılan Bilir
      Rüzgarla Bir Olan Bilir
      Göl Göl Olur Damda Biri
      Çentik Atar Günlerine
      Sel Sel Olur Diğerleri
      Güneş Güler Tenlerine
      Biri Bine Döner Birden
      Yolu Yakın Kılan Bilir
      Rüzgarla Bir Olan Bilir
      Rüzgar Çocuk Sesleriyle
      Mavi Bir Düş Kurar Gökte
      Sözde Türkü Dalda Çiçek
      Olur Açar Her Yürekte
      Gözden Perde İner Birden
      Düşü Gerçek Kılan Bilir
      Rüzgarla Bir Olan Bilir


      TÜRKİYE


      SENİNLE BİZ

      Ötekilere bıraktık
      Güneşi karşılamayı
      Nasıl, nasıl ama nasıl isterdik
      İsterdik biz de yaşamayı
      Erken öleceğiz seninle biz
      Şafaktan önce öleceğiz
      Madem ki biz Partizanız
      Zincirinin halkasıyız
      Erken ölceğiz seninle biz
      Şafaktan önce öleceğiz
      Anımsar mısın seninle
      Gece nasıl vedalaşmıştık
      Silah sesleriyle yüklüydü gece
      Nasıl heyecanlıydık nasıl
      Kulağımız yüreğimizde


      TÜRKİYE


      DENİZ KOYDUM ADINI

      Nerde kendini bilmez çocuklar,
      Bir sabah öylece çekip gittiler,
      Çınladı alkışlar kör sokaklarda,
      Yankısı kime kaldı?
      Deniz koydum adını,
      Kederi bende kaldı,
      Uzak köyler kurdum birbirine,
      Denizine aldandım.
      Acın surlarında ateşler yaktım,
      Vuruldu şehirler, soluksuz kaldı,
      Kendine çekildi bütün zamanlar,
      Gölgeler orda kaldı.
      Deniz koydum adını,
      Kederi bende kaldı,
      Uzak köyler kurdum birbirine,
      Denizine aldandım.
      Çılgın zamanlarda yaşamak bize düştü;
      ölümün acımasızlığı her zamankinden beter..
      Gidenler, gelenler, düşenler..
      Ah zamanın sonsuzluğunu anlamayanlar,
      Düştuk yola, güzel şeyler bulmak umudu ile,
      Işıkları ile büyük şehirler yol oldu bize,
      İz sürdük yalnızlığa..


      TÜRKİYE


      SEVDA TÜRKÜSÜ

      Adın deler dağ başında karları
      kokun aşar dereleri yarları
      çiçek çiçek kuşatırsın
      dağları telli duvak
      dağları mor salkımlı dağları
      dağları güneş güneş
      dağları...
      sevmek demek kavga demek bilirim
      türkü türkü şiir şiir soylerim
      senden uzak yaşamayı neyleyim
      özlem özlem
      yasak yasak
      neyleyim
      yaprak olur savrulursun yellerde
      destan olur soylenbirsin dillerde
      damla damla suzulursun gullerde
      ozlem ozlem
      gullerde
      sevda sevda
      gullerde...


      TÜRKİYE


      BİR GÖRÜŞ KABİNİNDE

      Ne kadar da ufalmış bedenin
      gözyaşıma sığdın sen
      açlık mı yemiş ömrünü yavrum
      al sütümü iç kızım
      saçların beyazına mı
      sakladın alevini
      yoksa güneş sende mi batıyor
      batıyor geceleri
      eriyen bedenimi düşünme
      göğü giydim üstüme
      yüzünü asma kederine anam
      yiğitler bitmez bizde
      bir ateş olup yaksa da gidişiniz
      analar biter mi
      ölüm toplasa da çiçekleri
      çiçekte tohum biter mi


      TÜRKİYE


      SİZ ÖGRETTİNİZ

      Yaşamak ne, ölmek ne,
      Zulme boyun eğmemek ne
      Eşit özgür bir hayatı
      Zindanda savunmak ne
      Siz öğrettiniz...
      Onur ne, adalet ne
      Halkını, yurdunu sevmek ne
      Ölümün koynunda umudu
      Can vererek büyütmek ne
      Siz öğrettiniz...
      İnanmak ne, bağlanmak ne
      Sosyalizme adanmak ne
      Gün gelince vatan için
      Kahramanca dövüşmek ne
      Siz öğrettiniz...


      TÜRKİYE


      ÖLÜMSÜZ

      Biz ki en sağır kulaklara sevdalar fısıldardık
      sabah serinliği taşırdı ezgilerimiz
      kan uyku infazlar için kapılar çaldığında
      burçlarımızda kefenleri kana bulayıp
      kollarına sardık rüzgarın
      ölüm çaresiz kalıp çığlıklar attı arkamızdan
      o büyük sevdayı bu kadar umutlu
      bu kadar namuslu taşımak için
      tereddüt etmedik eğilmedik
      kanımızla yazılacaktı umudun şiiri
      adını koymuştuk özgürlüğün
      bir kez çıkmıştı ağzımızdan söz
      ve biz pimi çekilmiş yürekle
      dalmıştık karanlığın ortasına
      dilimizde kurtuluş türküleri mataramızda ab-ı hayat
      ve düşerken
      özgürlük renginde bir gülüş vardı yanağımızda


      TÜRKİYE


      SEVGİ KUŞUN KANADINDA

      Sevgi gözümün kökünde yavrucuğum
      Sevgi ne göğün yüzünde
      Sevgi ne yerin dibinde
      Sevgi kuşun kanadında
      Sevgi başucumda
      Ölüm denizin kıyısında anacığım
      Ölüm göğün yüzünde
      Ölüm yerin dibinde
      Ölüm dişimin kovuğunda
      Ölüm soluk alışımda
      Ölüm başucumda
      Sevgi ırak değil içimizde sevdiceğim
      Sevgi soluk alışımda
      Sevgi ırak değil içimizde
      Sevgi kuşun kanadında
      Sevgi başucumda


      TÜRKİYE


      DAĞLAR ATAMADIM SEVDAMI

      Ne güneş yüzü gördüm
      Ne de gökyüzü gördüm
      Derde düştüm beter oldum heder odum ben
      Laf anlamaz söz dinlemez oldu gönlüm
      Dağlar atamadım sevdamı
      Dağlar atamadım sevdamı
      Dağlar atamadım sevdamı
      Dağlar sevdamı söküp söküp atamadım ben
      Güne gün ömre ömür
      Gün gelir gece çürür
      Tomurcuklar ve çiçekler
      Düşer ardına yürür


      TÜRKİYE


      BİLMELİSİN

      Bu yol bizim yolumuzdur
      Gidip geri dönmemek var
      Kalanlarla yola devam
      Umut bizim ışığımız
      Sıra kimde belli olmaz
      Ümit bizim ışığımız
      Bilmelisin bilmelisin ümitsizlik yok
      Sana hoşçakal diyemem
      Ama şimdi gitme vakti
      Yüreğimde çanlar vurur
      Kalbim sökülüyor sanki
      Yüreğinde hasret biter
      Ümitsiz olma yeter
      Gidip de dönmemek var dönüpte görmemek var
      Bu bir veda şarkısıdır yüzüne el sürmemek var
      Bilmelisin bilmelisin ümitsizlik


      TÜRKİYE


      HASRET TÜRKÜSÜ

      Uzundur bu yollar
      Giderim gözüm kara
      Sanmaki dönmem sana
      Beni bekle...
      Seni ben alam..!
      Olaki vurulmuşum
      Senden beterim yalnız...
      Vurulmuşum dağ başında
      Nöbetteyim...
      Sevdalı..!
      Yaralıdır canı yüreğim...
      Hasretinle erir giderim...
      Seni nasıl unutsun bedenim..?
      Gözüm dalar gariplenirim...
      Vurulmuşum besbelli
      Dolanmışım yar beline
      Bir türkü tutturmuşum
      Ağlamaklı hasrete ...
      Yaralıdır canı yüreğim...
      Hasretinle erir giderim...
      Seni nasıl unutsun bedenim..?
      Gözüm dalar gariplenirim..!


      TÜRKİYE


      EYLÜL

      Beni çoktan aştı bu acı
      düştü yüzümden bin kahır
      oturup düşünüyorum
      darbelerin tozunu
      yaşadım diyorum ya ben sana
      birikiyor umutlarım
      kaldı tortuları
      en güzel anıların
      eylül geçmiş kapımızdan
      süpürmüş kalıntılarını ışıkların
      o güneş parlıyor hala
      ay yine bizim


      TÜRKİYE


      ALDI GİTTİ

      Baskın yemiş bir evsem dağılmışsam
      Tutuklanmış kitapsam yakılmışsam
      Bir çift turnaya benzerdi gözleri
      Göğüm öksüz kaldı bakar ağlarım
      Aldı gitti neyim var neyim yoksa
      Kalanlarsa yalım yalım yangınsa
      Bu can bu bedenden ayrılmıyorsa
      Daha çok, hasrete yanacak ömrüm
      Bu can bu bedenden ayrılmıyorsa
      Daha çok acıyla yanacak gönlüm
      Yaktım koca ömrü zaaflı bir anda
      Yarla baharımı kışlara gömdüm
      Eğdim dağ basımı onun önünde
      Yetmedi ardından bakar ağlarım


      TÜRKİYE


      ACIYA GÜLMEK

      Öpüyorsam ayrılığı gözünden
      Söküyorsam yüreğimi göğsümden
      Geçiyorsam gözlerinin içinden
      Geçiyorsam bir çiçeğin özünden
      Sana olan sevdamdandır bilesin
      Meğer ne yalnızız insan olmuşsak
      Yaprak gibi dalda sessiz solmuşsak
      Yeri gelmiş acıya da gülmüşsek
      Yeri gelmiş ayrılığa gülmüşsek
      Sana olan sevdamdandır bilesin
      Karşılıksız sevebilmekse sevda
      Gerçek seven küle dönmüş her çağda
      Elim kolum bağlanmışsa kıyında
      Seydunayım gebermişsem kıyında
      Sana olan sevdamdandır bilesin


      TÜRKİYE


      ÖMÜR GÖZ

      Sen gittin ömrüm boşaldı
      ağzımda dilim yandı
      elim dizim kırıldı
      ömür gözlü cerenim
      eylül de bitti gidince
      şiir de itti hüzün de
      içim çürüdü gizlice
      ömür gözlü sevdiğim
      gönlüme saz ol
      dilime söz ol
      ömrüme yaz ol
      ömür göz, cerenim, ömür göz
      bahçeme bağ ol
      sineme tar ol
      gel mene yar ol
      ömür göz, sevdiğim, ömür göz"


      TÜRKİYE


      GÜNÜN İLK IŞIĞI

      Günün ilk ışığı vurunca dağlara
      Soluğun alırım rüzgarlardan
      Açarım kanatlarım buğulu bir mavzerden
      Dolu dizgin gözlerine
      Günün ilk ışığı vurunca tenime
      Sıcağın alırım başaklardan
      Kömürlü ellerim uzanır göçüklerden
      Dolu dizgin özgürlüğe
      Günün ilk ışığı vurur koyaklara
      Haberin alırım yoldaşlardan
      Al bir pınar olmuş gülbahçe bedenin
      Gülümser sevdamıza


      TÜRKİYE