NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK



      EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR MUSTAFA KEMAL ATATÜRK



      TÜRKİYE GERÇEĞİ



      KORKUNUN ÇIKARCILIĞIN KURNAZLIĞIN EGEMEN OLDUĞU TOPLUMLARDA ONUR ÇİÇEKLERİ DE SOLAR



      TÜRKİYE GERÇEĞİ

      10/9/2008 - ŞEHİTLERİMİZE

      Kategori: Şiir




      ŞEHİTLERİMİZE
       
      Karanlık yine karanlık
      Hüzün kapladı içimizi
      yağmur yağıyor gözyaşlarımızı örtercesine
      Yağmur yağıyor bizimle ağlarcasına.
      Yıllardır hainler pusu kurdu
      Mehmedimi arkadan vurdu
      Bilmezlermi bu vatan bizimdir.
      Yediden yetmişe savaşçı milletten,
      Hangi cesaretle başa çıkacakmış.
      Kan kırmızı bayrağına sarılır,
      Çıkar dağlarda avlar sizi,
      Büyürde büyür gözünüzde
      Ne zaferler çıkar bu milletten
      Mehmedim derki;
      Biz korkmayız,korku nedir bilmeyiz.
      Bu vatan uğruna ölmeden,
      Sizi yok etmedikçe,
      Topraklarımızda terörü bitirmeden,
      Ana kucağına dönmeyiz
      Ağlama annem ağlama ne olur
      Oğlun seni görmüyormu?
      Sen ağladıkça
      Gözünün yaşını silemedikçe,
      Canım anam diye sarılamadıkça
      Nasıl rahat etsin.
      O Ölmediki seni görmesin.
      O Ölmediki seni duymasın.
      Anam ağlıyor,Vatan ağlıyor
      Bir bütün oldu memleket
                                        şehidine ağlıyor
                                 
       
      Aynur GÜRSOY
        

      Değer verdiğim sanatcı arkadaşım teşekkür ederim şiirin için emeğine ellerine ve o temiz yüreğine sağlık                   

      1 YorumYorum yaz!Bağlantı

      7/9/2008 - YAK SEVDANIN ÇIRASINI (AHMET TELLİ)

      Kategori: Şiir

      1946’da Çankırı’nın Eskipazar ilçesinde doğdu . Hasanoğlan ve Pazarören ögretmen okullarında egitim gördü. Bir dönem köy ögretmenligi yaptı. Ardından Gazi Egitim Enstitüsü’nü bitirdi. Anadolu’da çesitli liselerde ögretmenlik yaptı. 12 Eylül’den sonra uzunca bir süre tutuklu kaldı.





      YAK SEVDANIN ÇIRASINI

      Ne hüzünler kurtarır seni
      ne çeyiz sandığının ceviz gölgesi
      ve ne de acının ses duvarındaki
      yorgun ve bıkkın bekleyişler

      Acılar karartmışsa bile günlerin duvağını
      düşürmüşse de ilkyazın tomurcuklarını fırtınalar
      hayat kendini yeniden yaratan bir bahardır
      verecektir en olgun meyvelerini mutlaka
      yeter ki hüzünler sarartmasın yüzünü

      Yak sevdanın çırasını türkülerle
      barajını yıkan bir ırmak gibi katıl hayata
      Hüznün isyana dönsün artık
      bitsin bezginliğin ölümcül suskunluğu
      evde kalmış bir cinsellik değildir çünkü dünya.

      AHMET TELLİ

      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      2/9/2008 - SESLENİŞ(UGUR MUMCU)

      Kategori: Şiir



      SESLENİŞ

      Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız,
      sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
      Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
      bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı.
      Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini
      yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
      Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
      Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
      Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler
      takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.
      İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren
      birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik,
      doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız,
      arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı.
      Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi
      verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
      Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
      Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir
      şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında,
      yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin
      acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük
      yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
      Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
      taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven
      gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar
      erkekliklerinden.
      Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...
      Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
      Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin
      elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin
      ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş
      kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı
      gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık
      sustu.
      Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
      Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi
      dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla
      kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik
      kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı
      öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından
      keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
      fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında
      bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
      Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

      Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
      Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki
      topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki,
      Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da,
      paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin
      için öldük.
      Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma
      bizi...
      Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize.
      Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen
      ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
      Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli
      emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek
      istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak
      ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
      Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım,
      unutma bizi...
      Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi
      savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil
      dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş
      Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
      bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız.
      Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak
      istemediler.
      Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
      Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline
      değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile
      almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga
      vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam
      sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz
      titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı
      gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
      Asıldık ey halkım, unutma bizi...
      Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında
      vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu
      düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da
      susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün
      bile, karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri
      önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına,
      demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir
      şafak vakti ipe çektiler.
      Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...
      Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma
      bizi...
      Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey
      halkım, unutma bizi.
      Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep
      birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi,
      unutma bizi...


      UĞUR MUMCU


      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      1/9/2008 - SICAK SAKLAYIN GECELERİMİ(NEVZAT ÇELİK)

      Kategori: Şiir




      SICAK SAKLAYIN GECELERİMİ



      geçici ayrılık benimkisi
      ilkyaz çiçeğine gebeyim
      ağıtlar yakmayın adıma
      ben ölmedim ölmeyeceğim

      sıcak saklayın gecelerimi
      karlar altından çıkıp geleceğim
      düşlerinizin ateşinden
      ılık bir rüzgar gibi eseceğim

      demlice bir çay koyun üstüne
      aç çocuk gibi besleyin sobayı
      nasıl tütüyorsanız gözlerimde
      öylece tütsün buharı

      uzunca serin yatağımı
      boyunca uzansın ayağım
      el aman deyince gece
      usulca kıvrılır yatarım

      can canım canlarım
      hazır mı koynunuzdaki yerim
      gün olur gecikmiş çocuk gibi
      bağıra çağıra gelirim 
        

      Nevzat ÇELİK
      1 YorumYorum yaz!Bağlantı

      29/8/2008 - BİLMELİSİN (SUAVİ)

      Kategori: Şiir

                                           SUAVİ


      1950 yılında Kırıkkale'de doğdu. Anne tarafından Ege'li olduğundan, uzun yıllar İzmir'de yaşadı... ODTÜ Mimarlık mezunu... Uzun yıllar orkestralarda gitar ve davul çaldı şarkı söyledi... Yalnızlığı, sessizliği ve denizi çok sevdi..  Emekten, barıştan ve estetikten yana mücadelesini; İnsan hakları potası içinde bir aktivist olarak yıllardır sürdürüyor, '68 kuşağının hemen hemen bütün temsilcileri gibi güncel ve sosyal olaylarla yakın ilgili, tam bir demokrasi, barış ve çevre savunucusu Suavi.. Sırasıyla "Deli Gönlüm", "Yıllar Sonra-Aydın mısın" ve "Yalı Çapkını" adlı albümlerini çıkardı..
      Suavi çalışmalarında kendi söz ve müziklerinin yanı sıra yurdumuzun tanınmış şairlerinin şiirleri ile besteler yaptı.. Bunlar arasında Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Rıfat  "Tükenme" Suavi ve onun albümünü 3 yıldır bekleyen dinleyenleri için çok önemli.. Bütün şarkılar canlı ve ülkemizin usta müzisyenleri tarafından çalındı... Başta Arif Sağ ve Cahit Berkay olmak üzere Cengiz Özer (Piyano), Volkan Ökten (Davul),Eylem Pelit (Bass),Levent Altındağ (Flüt), Ercan Irmak (Kaval-Mey), Yolcu Bilginç-Güray Hafiftaş-İsmail Derker (Bağlamalar) gibi önemli müzisyenlerin, bu albümün oluşmasında katkıları vardır..  
      Ulusal ve Uluslar arası bir çok festivale katıldı... Çok sayıda solo konser yaptı... Eurovision'da üç kez finalist oldu... Ankara'nın başkent oluşunun 72'nci yılı kutlamalarındaki beste yarışmasında 1'nci oldu... Beyaz Güvercin İstanbul Yarışması'nda 2'nci oldu 1994 yılında Kazakistan'ın Almaata kentinde 24 ulusun katıldığı yarışmada (Voice Of Asia) da yabancı jüri tarafından dünya 1'ncisi seçildi, "Grand-Prıx" kazandı... 1997 yılında Kuşadası Altın Güvercin Müzik Yarışması'nda Profesyonel kategoride en iyi besteci, en iyi profesyonel yorumcu seçildi. "De Lan" adlı şarkısı ile 1'nci olarak iki büyük ödüle layık görüldü.
      Barışa, insan haklarına özgürlüklere, demokrasiye hasret . Bu nedenledir ki dinleyeceğiniz ezgiler; Sanata, sevgiye, insan haklarına ,özgürlüklere, bilime, demokrasiye, barışa, bağımsızlığa ve ışıtmak için yarınları bir mum yakan, mücadele eden, ay
      dınlık yüzlü ve tükenmeyen insanlara aittir.



      BİLMELİSİN

      Bu yol bizim yolumuzdur

      Gidip geri dönmemek var

      Kalanlarla yola devam

      Umut bizim ışığımız

      Sıra kimde belli olmaz

      Ümit bizim ışığımız

      Bilmelisin bilmelisin ümitsizlik yok

      Sana hoşçakal diyemem

      Ama şimdi gitme vakti

      Yüreğimde çanlar vurur

      Kalbim sökülüyor sanki

      Yüreğinde hasret biter

      Ümitsiz olma yeter

      Gidip de dönmemek var dönüpte görmemek var

      Bu bir veda şarkısıdır yüzüne el sürmemek var

      Bilmelisin bilmelisin ümitsizlik


      SUAVİ

      Kaynak:www.devrimyolu.com

      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      27/8/2008 - AŞK İKİ KİŞİLİKTİR (ATAOL BEHRAMOĞLU)

      Kategori: Şiir



      AŞK İKİ KİŞİLİKTİR

      Değişir rüzgarın yönü
      Solar ansızın yapraklar;
      Şaşırır yolunu denizde gemi
      Boşuna bir liman arar;
      Gülüşü bir yabancının
      Çalmıştır senden sevdiğini;
      İçinde biriken zehir
      Sadece kendini öldürecektir;
      Ölümdür yaşanan tek başına
      Aşk iki kişiliktir.

      Bir anı bile kalmamıştır
      Geceler boyu sevişmelerden;
      Binlerce yıl uzaklardadır
      Binlerce kez dokunduğun ten;
      Yazabileceğin şiirler
      Çoktan yazılıp bitmiştir;
      Ölümdür yaşanan tek başına,
      Aşk iki kişiliktir.

      Avutamaz olur artık
      Seni bildiğin şarkılar;
      Boşanır keder zincirlerinden
      Sular tersin tersin akar;
      Bir hançer gibi çeksen de sevgini
      Onu ancak öldürmeye yarar:
      Uçarı kuşu sevdanın
      Alıp başını gitmiştir;
      Ölümdür yaşanan tek başına,
      Aşk iki kişiliktir.

      Yitik bir ezgisin sadece,
      Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
      Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
      Gece camlara sürtünürken;
      Çünkü hiç bir kelebek
      Tek başına yaşayamaz sevdasını,
      Severken hiçbir böcek
      Hiç bir kuş yalnız değildir;
      Ölümdür yaşanan tek başına,
      Aşk iki kişiliktir.

      ATAOL BEHRAMOĞLU

      1 YorumYorum yaz!Bağlantı

      26/8/2008 - DOST (ENVER GÖKÇE)

      Kategori: Şiir

                          Enver Gökçe

      1920 yılında Erzincan’da doğdu. 1929 yılında ailesiyle birlikte Ankara’ya göç etti. 1948 yılında Ankara Üniversitesi DTCF Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Toplam yedi yıl hapis yattı, iki yıl da sürgünde yaşadı.

      Kendi deyimiyle “İyi bir sanatçı olmak için önce insanın kendini, halkını sevmesi, daha doğrusu bu halkın içinden bu halkın en devrimci sınıfına bağlılık göstermesi içtenlikle bunu yapması şarttır.” Bu söylem Enver Gökçe’ye dair düşünülenlere tercüman olsa gerek. Halktan yanalığın sloganvari söylemleri bir yana, emekçi yaşayıştan kop(a)mayan benliğini, bir üslup olarak görürüz Enver Gökçe’nin şiirinde. Kardeşçe yaşam umudunu, esas olan ‘insan’ fikriyle bağıra bağıra söylercesine aktarmıştır şiirlerine..

      Umudun gerçekleşmesinin bedel ve elbette EMEK’ten geçeceği gerçeğini de sakınmamıştır kendinden ve ‘İNSAN’dan. Devrimci mücadelenin haksız getirilerinin ‘yaratabileceği’ yılgınlığa izin vermemiştir. Düşüncesinin de yaşamsal mücadeleden soyutlanmaması gerektiği üzerinde de durmuştur. Fikriyatın sosyal hayat tarafından belirlendiği kanısındadır. Ona göre devrimci mücadele ve yaşam tarzı birbirini tamamlayan iki öğedir.


      Dost

       

       

      Ben berceste mısra buldum

      Hey ömrümce söylerim
      Gözden, gezden, arpacıktan olsun
      Hey ömrümce söylerim!
      Bizsiz Ilgaz'ın çam ormanları güzel değildir.
      Hayda günlerim hayda
      Sırtını düşmana verdikçe
      Murat dağları güzel değildir,
      Dost dost ille kavga!
      Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm,
      Biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz;
      Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak;
      Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,
      Ayın onbeşi;
      Biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahya'nın çinisi,
      Yani bizsiz
      Anne dizi, kardeş dizi, yar dizi
      Güzel değildir.
      Gel günlerim gel de dol
      Gel Aydınlım İzmirlim,
      Gel aslanım Mamak'tan
      Erzincan'dan Kemah'tan
      Düşmanlar selam ister
      Gözden, gezden, arpacıktan!
      Adana'nın pamuğu dokumada;
      Diyarbakır, Afyon, Kütahya fabrikada
      Ümit işkencede mahzun
      Tenim, ayaklarım uryan
      Ekmek işkencede mahzun
      Ve Divrik'in demiri arabada
      İşçi-köylü ve işçi birarada
      Söyle türküler yadigarı kardeş
      Söyle ağrılar yadigarı kardeş
      Neden alınterleri
      Nimetler, haklar haram oldu sana
      Gel gunlerim gel de dol
      Gel Aydınlım İzmirlim
      Gel aslanım Mamak'tan
      Erzincan'dan, Kemah'tan
      Düşmanlar selam ister
      Gözden, gezden, arpacıktan
      Sana selam olsun
      Hürriyetlerin meçhul olduğu dünya
      Canım Türkiye,
      Memleketimiz!
      Calısşn halklarıyla ümmi
      Calışan halklarıyla garip,
      Irgadı, esnafı, madencisi, iptidai aletleri
      Kadınları, erkekleri, hapishaneleri;
      Başı boş suları, dumanlı vadileri, yoz topraklarıyla,
      İşşizleri, realist şairleri, mücahitleri,
      Sokak şarkısı, keten helvası,
      Akşam Haberleri satanlarıyla memleketim
      Sana selam olsun
      Sürgünler, mahkumlar, hastalar
      Alacağın olsun
      Seni İstanbul seni
      Seni Bursa, Çankırı, Malatya,
      Sizlere selam olsun üniversiteler!
      Öğretmenleri alınmış kürsüler,
      Öğretmenler
      Sizlere selam olsun
      Hürriyeti yazan eller, dizen eller
      Sizlere selam olsun makineler
      Entertipler, rotatifler, bobinler
      Bu gülünç, aşağılık,
      Namussuz şeyler dışında,
      Sana selam olsun
      Zincirin zulmün kar etmediği,
      Kırbacın kar etmediği
      Büyük tahammül!
      Gel günlerim gel de dol!
      Gel Aydınlım, İzmirlim,
      Gel aslanım Mamak'tan
      Erzincan'dan, Kemah'tan
      Düşmanlar selam ister

      Gözden, gezden, arpacıktan

      ENVER GÖKÇE

      KAYNAK:www.devrimyolu.com

      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      26/8/2008 - BEYAZ BİR GEMİDİR ÖLÜM (BEHÇET AYSAN)

      Kategori: Şiir

                          Behçet Aysan


      (1949-1993) Ankara'da dogdu. Selimiye Askeri Ortaokulu ve Kuleli Askeri Lisesi'nde okudu. 1968'de Ankara Tip Fakültesi'ne askeri ögrenci olarak girdi. 12 Mart döneminden sonra politik nedenlerle ara vermek zorunda kaldigi tip ögrenimi sirasinda çesitli islerde çalisti. Mezun olduktan sonra Izmit'e tayin oldu. Ankara'da psikayatri ihtisasi yapti. SSK Yenisehir Dispanseri'nde doktor olarak çalismaktaydi. Yobazlarin Sivas'da yakarak öldürdükleri 35 aydin insanla birlikte can verdi.


       

      Beyaz Bir Gemidir Ölüm

       

      Sen bu şiiri okurken

      ben belki başka bir şehirde olurum

      kötü geçen bir güzü

      ve umutsuz bir aşkı anlatan

      rüzgarla savrulan

      kâğıt parçalarına

      yazılmış

      dağıtılmamış

      bildiriler gibi

      uzun bir yolculuğa hazırlanan

      yalnız bir yolculuğa.

      çünkü beyaz bir gemidir ölüm.

      siyah denizlerin hep

      çağırdığı

      batık bir gemi

      sönmüş yıldızlar gibidir

      yitik adreslere benzer ölüm

      yanık otlar gibi.

      sen bu şiiri okurken

      ben belki başka bir şehirde ölürüm.

      BEHÇET AYSAN

      KAYNAK:www.devrimyolu.com

      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      26/8/2008 - BEN ÖLÜRSEM AKŞAM ÜSTÜ ÖLÜRÜM( ATAOL BEHRAMOĞLU)

      Kategori: Şiir

      Ataol Behramoğlu




      13 Nisan 1942’de Istanbul Çatalca’da dogdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyati bölümünü bitirdi. Dört yil Ingiltere, Fransa ve Sovyetler Birligi’nde ögrenimini sürdürdü. Ismet Özel’le Halkin Dostlari, Nihat Behram’la Militan dergilerini çikarip yönetti. Sehir tiyatrolarinda dramaturgluk (1974-1980) yapti. 1982’de Baris Dernegi Davasi nedeniyle 10 ay tutuklu kaldi. 1984’te Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’ne bagli Centre de Poetique Comparee bölümünde Türk ve Dünya Siiri üstüne seminerler izledi, çalismalar yapti.


      Ben Ölürsem Akşam üstü Ölürüm

       

       

      Ben ölürsem akşam üstü ölürüm

      Şehre simsiyah bir kar yağar

      Yollar kalbimle örtülür

      Parmaklarımın arasından

       

      Gecenin geldiğini görürüm

       

      Ben ölürsem akşam üstü ölürüm

      Çocuklar sinemaya gider

      Yüzümü bir çiçeğe gömüp

      Ağlamak gibi isterim

       

      Derinden bir tren geçer

       

      Ben ölürsem akşam üştü ölürüm

      Alıp başımı gitmek isterim

      Bir akşam bir kente girerim

      Kayısı ağaçları arasından

      Gidip denize bakarım

      Bir tiyatro seyrederim

       

      Ben ölürsem aksamüstü ölürüm

      Uzaktan bir bulut geçer

      Karanlık bir çocukluk bulutu

      Gerçek üstücü bir ressam

      Dünyayı degiştirmeye başlar

      Kuş sesleri, haykırışlar

      Denizin ve kırların

      Rengi birbirine karışır

       

      Sana bir şiir getiririm

      Sözler rüyamdan fışkırır

      Dünya bölümlere ayrılır

      Birinde bir pazar sabahı

      Birinde bir gökyüzü

      Birinde sararmış yapraklar

      Birinde bir adam

      Her şeye yeniden başlar


       ATAOL BEHRAMOĞLU

      KAYNAK:www.devrimyolu.com

      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      24/8/2008 - HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL(ACILARA TUTUNMAK)

      Kategori: Şiir


      HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL


      1927 Gürün - 26 Şubat 1984 Ankara) Göksun'da (K.Maraş) başladığı öğretmenlikten siyasi eylemde bulunduğu gerekçesiyle atıldı, tutuklandı, hüküm giydi. Daha sonra Gürün'de ve Sivas'ta arzuhalcilik, tabela ve portre ressamlığı, inşaat işçiliği yaptı . 1960'da İstanbul'a, sonra Ankara'ya yerleşti. Akis dergisinde çalıştı, bir süre de Forum dergisini yönetti. Kızılırmak kitabı nedeniyle hakkında 142. maddeden dava açıldı, yargılandı. Lise yıllarında şiir yazmaya başlayan Hasan Hüseyin'in ilk şiiri 1959'da Dost dergisinde çıktı. Bu yıllarda mizahi hikayeleri de yayımlandı. Kavel (1963) adlı kitabı ile 1964 Yeditepe Şiir Armağanı'nı, Kızılkuğu ile TRT'nin 1970 Sanat Başarı Ödülü'nü, Filizkıran Fırtınası ile 1981 Toprak ve Nevzat Üstün şiir ödüllerini aldı.

       

      ACILARA TUTUNMAK

       

       

       

      Acı çekmek özgürlükse

      özgürdük ikimiz de

      O yuvasız çalıkuşu

      bense kafeste kanarya

      O dolaşmış daldan dala

      savurmuş yüreğini

      Ben bölmüşüm yüreğimi

      başkaldıran dizelere

      Kavuşmak özgürlükse

      özgürdük ikimizde

      Elleri çığlık çığlık

      yanyana iki dünya

      İkimiz iki dağdan

      İki hırçın su gibi

      akıp gelmiştik

      Buluşmuştuk bir kavşakta

      Unutmuştuk ayrılığı

      Yok saymıştık özlemeyi

      şarkımıza dalmıştık

      Mutluluk mavi çocuk

      oynardı bahçemizde

      Aramakmış oysa sevmek

      Özlemekmiş oysa sevmek

      Bulup bulup yitirmekmiş

      düşsel bir oyuncağı

      Yalanmış hepsi yalan

      Sevmek diye birşey vardı

      sevmek diye birşey yokmuş

      Acılardan artakalan

      işte bu bakışlarmış

      Kuğu diye gözlerimde

      gün batımı bulutlarmış

      Yalanmış hepsi yalan

      Savrulup gitmek varmış

      ayrı yörüngelerde

      Acı çektim günlerce

      Acı çektim susarak

      Şu kısacık konuklukta

      Deprem kargaşasında

      Yaşadım birkaç bin yıl

      acılara tutunarak

      Acı çekmek özgürlükse

      özgürdük ikimizde…

      HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

      KAYNAK:www.devrimyolu.com

      0 YorumYorum yaz!Bağlantı

      <- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

      Hakkımda

      TÜRKİYE GERÇEKLERİ TÜRKİYEDE YAŞAMAK TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE

      Bağlantılarım

      Ana Sayfa
      Profilim
      Arşiv

      Kategoriler

    • Ahmed Arif
    • Ahmet Taner Kışlalı
    • Ahmet Telli
    • Cahit Sıtkı Tarancı
    • Can Yücel
    • Cem Yağcıoğlu
    • Deniz Gezmiş
    • EFE ALİ
    • Faruk Nafiz Çamlıbel
    • Fatih Kısaparmak
    • Günlük
    • Haber
    • Hasan Hüseyin Korkmazgil
    • Karl Marx
    • Kastamonu
    • M.KEMAL ATATÜRK
    • Mithat Cemal Kuntay
    • Mizah
    • Nazım Hikmet
    • Neyzen Tevfik
    • Rıfat Ilgaz
    • Sabahattin Ali
    • Sağlık
    • Siyaset
    • Ulaş Bardakçı
    • Uğur Arslan
    • Video
    • Yusuf Hayaloğlu
    • Yılmaz Erdoğan
    • Yılmaz Güney
    • Yılmaz Odabaşı
    • Şiir






    • KIZIL KARANFİLLER

      Yayılıyor dalga dalga
      Aşarak mapus duvarın
      Direnişin sesiydi
      Gök gürlemesiydi
      Kolkola kenetlenmiş neferi
      Yürüdüler en ön safta
      Kucaklayarak ölümü
      Teslim olmadılar
      Geri durmadılar
      kararımız kesindir dedile
      Kaydı dört yıldız art arda
      Yararak yoz karanlığı
      Dimdikti başları
      Yiğit yoldaşların


      TÜRKİYE


      ÜÇ YİĞİT YÜREK

      Bizim harmanlarımız masmavi olur
      Buğdayımız başağımız denizdendir
      Deli rüzgarlarımız devrimden eser
      Gece korkar öfkemizdendir
      Şimdi gözlerimiz çoban ateşidir
      Karşı dağlarda hem çok uzak hemde çok sıcak
      Darağacına inat ayak seslerimiz
      Ölüm hem tuzak hem alçak
      Ayaktadır dağlar taşlar ilkbahar
      Ayaktadır tüm sokaklar meydanlar
      Bindağda milyon defa yeşeriyor üç çiçek
      Sevdalı delikanlı yeşeriyor yeşerecek üç çiçek
      Kapkara bir gecede yanar barikatlar
      Gümbür gümbür çarparken üç yiğit yürek
      Kavganın rengidir kızıl dere
      Özgürlüğün günü artık gel
      Şimdi gözlerimiz çoban ateşidir
      Karşı dağlarda hem çok uzak hem de çok sıcak
      Darağacına inat ayak seslerimiz
      Ölüm hem tuzak hem alçak
      Ayaktadır dağlar taşlar ilkbahar
      Ayaktadır tüm sokaklar meydanlar
      Bindağda milyon defa yeşeriyor üç çiçek
      Sevdalı delikanlı yeşeriyor yeşerecek üç çiçek


      TÜRKİYE


      ÜLKEM

      Bir ülkem var düşlerimde gördüğüm
      ama düşlerde bile
      hep hüzünlü hep ölümlü türkülerde
      bir ülkem var düşlerimde gördüğüm
      adını koyamadığım
      yaşayamadığım ülkem
      yıldızlar kadar uzak
      yine yıldızlar kadar yakın
      ve ağlamak kadar içimde
      bir ülkem var düşlerimde gördüğüm
      senin için dağları yıkacağım
      koşacağım rüzgarlara inat
      şafak vakti çıkacağım dağlarına
      ve uğrunda öleceğim ülkem
      sana döneceğim ülkem
      sürgündeki çocukların
      demircinin çıraklarıyla döneceğim
      ve adını koyacağım
      bir ülkem var düşlerimde gördüğüm"


      TÜRKİYE


      EYLEM GÜZELİM

      Nice Ölümler Yaşadık Gülümseyerek
      Yürek Direttik Barikatlarda
      Gözlerini Aradık Sevgilinin
      Eylem Seslerimiz Yankılandı Dağlarda
      Sevgilim Eylem Güzelim Benim
      Yitik Bir Ülkeyi Korumaya Değil
      Yeniden Kurulacak Bir Ülkeyi
      Aşkla Örmeye Benzer Devrimci Olmak
      Hükümlü Sohbetlere Adın Yazılsın
      Varsın Dağlı Desinler Ardından
      Yüreğinde Direncinin Baharın Yeşert
      Yıkılsın İçindeki Yılgınlığın Ateşi
      Sevgilim Eylem Güzelim Benim
      Yitik Bir Ülkeyi Korumaya Değil
      Yeniden Kurulacak Bir Ülkeyi
      Aşkla Örmeye Benzer Devrimci Olmak
      İşte Zamanı Geldi Ayrılmaların
      Susma, Bir Gerilla Gibi Dimdik An Beni
      Yüreğim Yıldızlaşan Yumruğum Benim
      Direnç Gülü Oldun Sen Gökyüzünde
      Sevgilim Eylem Güzelim Benim
      Yitik Bir Ülkeyi Korumaya Değil
      Yeniden Kurulacak Bir Ülkeyi
      Aşkla Örmeye Benzer Devrimci Olmak


      TÜRKİYE


      RÜZGARLA BİR

      Hangi Günün Gecesidir
      Yazı Kışta Bulan Bilir
      Gün İçinden Görünmeden
      Günü Suya Salan Bilir
      Dağlar Düze İner Birden
      Aşkı Sonsuz Kılan Bilir
      Rüzgarla Bir Olan Bilir
      Göl Göl Olur Damda Biri
      Çentik Atar Günlerine
      Sel Sel Olur Diğerleri
      Güneş Güler Tenlerine
      Biri Bine Döner Birden
      Yolu Yakın Kılan Bilir
      Rüzgarla Bir Olan Bilir
      Rüzgar Çocuk Sesleriyle
      Mavi Bir Düş Kurar Gökte
      Sözde Türkü Dalda Çiçek
      Olur Açar Her Yürekte
      Gözden Perde İner Birden
      Düşü Gerçek Kılan Bilir
      Rüzgarla Bir Olan Bilir


      TÜRKİYE


      SENİNLE BİZ

      Ötekilere bıraktık
      Güneşi karşılamayı
      Nasıl, nasıl ama nasıl isterdik
      İsterdik biz de yaşamayı
      Erken öleceğiz seninle biz
      Şafaktan önce öleceğiz
      Madem ki biz Partizanız
      Zincirinin halkasıyız
      Erken ölceğiz seninle biz
      Şafaktan önce öleceğiz
      Anımsar mısın seninle
      Gece nasıl vedalaşmıştık
      Silah sesleriyle yüklüydü gece
      Nasıl heyecanlıydık nasıl
      Kulağımız yüreğimizde


      TÜRKİYE


      DENİZ KOYDUM ADINI

      Nerde kendini bilmez çocuklar,
      Bir sabah öylece çekip gittiler,
      Çınladı alkışlar kör sokaklarda,
      Yankısı kime kaldı?
      Deniz koydum adını,
      Kederi bende kaldı,
      Uzak köyler kurdum birbirine,
      Denizine aldandım.
      Acın surlarında ateşler yaktım,
      Vuruldu şehirler, soluksuz kaldı,
      Kendine çekildi bütün zamanlar,
      Gölgeler orda kaldı.
      Deniz koydum adını,
      Kederi bende kaldı,
      Uzak köyler kurdum birbirine,
      Denizine aldandım.
      Çılgın zamanlarda yaşamak bize düştü;
      ölümün acımasızlığı her zamankinden beter..
      Gidenler, gelenler, düşenler..
      Ah zamanın sonsuzluğunu anlamayanlar,
      Düştuk yola, güzel şeyler bulmak umudu ile,
      Işıkları ile büyük şehirler yol oldu bize,
      İz sürdük yalnızlığa..


      TÜRKİYE


      SEVDA TÜRKÜSÜ

      Adın deler dağ başında karları
      kokun aşar dereleri yarları
      çiçek çiçek kuşatırsın
      dağları telli duvak
      dağları mor salkımlı dağları
      dağları güneş güneş
      dağları...
      sevmek demek kavga demek bilirim
      türkü türkü şiir şiir soylerim
      senden uzak yaşamayı neyleyim
      özlem özlem
      yasak yasak
      neyleyim
      yaprak olur savrulursun yellerde
      destan olur soylenbirsin dillerde
      damla damla suzulursun gullerde
      ozlem ozlem
      gullerde
      sevda sevda
      gullerde...


      TÜRKİYE


      BİR GÖRÜŞ KABİNİNDE

      Ne kadar da ufalmış bedenin
      gözyaşıma sığdın sen
      açlık mı yemiş ömrünü yavrum
      al sütümü iç kızım
      saçların beyazına mı
      sakladın alevini
      yoksa güneş sende mi batıyor
      batıyor geceleri
      eriyen bedenimi düşünme
      göğü giydim üstüme
      yüzünü asma kederine anam
      yiğitler bitmez bizde
      bir ateş olup yaksa da gidişiniz
      analar biter mi
      ölüm toplasa da çiçekleri
      çiçekte tohum biter mi


      TÜRKİYE


      SİZ ÖGRETTİNİZ

      Yaşamak ne, ölmek ne,
      Zulme boyun eğmemek ne
      Eşit özgür bir hayatı
      Zindanda savunmak ne
      Siz öğrettiniz...
      Onur ne, adalet ne
      Halkını, yurdunu sevmek ne
      Ölümün koynunda umudu
      Can vererek büyütmek ne
      Siz öğrettiniz...
      İnanmak ne, bağlanmak ne
      Sosyalizme adanmak ne
      Gün gelince vatan için
      Kahramanca dövüşmek ne
      Siz öğrettiniz...


      TÜRKİYE


      ÖLÜMSÜZ

      Biz ki en sağır kulaklara sevdalar fısıldardık
      sabah serinliği taşırdı ezgilerimiz
      kan uyku infazlar için kapılar çaldığında
      burçlarımızda kefenleri kana bulayıp
      kollarına sardık rüzgarın
      ölüm çaresiz kalıp çığlıklar attı arkamızdan
      o büyük sevdayı bu kadar umutlu
      bu kadar namuslu taşımak için
      tereddüt etmedik eğilmedik
      kanımızla yazılacaktı umudun şiiri
      adını koymuştuk özgürlüğün
      bir kez çıkmıştı ağzımızdan söz
      ve biz pimi çekilmiş yürekle
      dalmıştık karanlığın ortasına
      dilimizde kurtuluş türküleri mataramızda ab-ı hayat
      ve düşerken
      özgürlük renginde bir gülüş vardı yanağımızda


      TÜRKİYE


      SEVGİ KUŞUN KANADINDA

      Sevgi gözümün kökünde yavrucuğum
      Sevgi ne göğün yüzünde
      Sevgi ne yerin dibinde
      Sevgi kuşun kanadında
      Sevgi başucumda
      Ölüm denizin kıyısında anacığım
      Ölüm göğün yüzünde
      Ölüm yerin dibinde
      Ölüm dişimin kovuğunda
      Ölüm soluk alışımda
      Ölüm başucumda
      Sevgi ırak değil içimizde sevdiceğim
      Sevgi soluk alışımda
      Sevgi ırak değil içimizde
      Sevgi kuşun kanadında
      Sevgi başucumda


      TÜRKİYE


      DAĞLAR ATAMADIM SEVDAMI

      Ne güneş yüzü gördüm
      Ne de gökyüzü gördüm
      Derde düştüm beter oldum heder odum ben
      Laf anlamaz söz dinlemez oldu gönlüm
      Dağlar atamadım sevdamı
      Dağlar atamadım sevdamı
      Dağlar atamadım sevdamı
      Dağlar sevdamı söküp söküp atamadım ben
      Güne gün ömre ömür
      Gün gelir gece çürür
      Tomurcuklar ve çiçekler
      Düşer ardına yürür


      TÜRKİYE


      BİLMELİSİN

      Bu yol bizim yolumuzdur
      Gidip geri dönmemek var
      Kalanlarla yola devam
      Umut bizim ışığımız
      Sıra kimde belli olmaz
      Ümit bizim ışığımız
      Bilmelisin bilmelisin ümitsizlik yok
      Sana hoşçakal diyemem
      Ama şimdi gitme vakti
      Yüreğimde çanlar vurur
      Kalbim sökülüyor sanki
      Yüreğinde hasret biter
      Ümitsiz olma yeter
      Gidip de dönmemek var dönüpte görmemek var
      Bu bir veda şarkısıdır yüzüne el sürmemek var
      Bilmelisin bilmelisin ümitsizlik


      TÜRKİYE


      HASRET TÜRKÜSÜ

      Uzundur bu yollar
      Giderim gözüm kara
      Sanmaki dönmem sana
      Beni bekle...
      Seni ben alam..!
      Olaki vurulmuşum
      Senden beterim yalnız...
      Vurulmuşum dağ başında
      Nöbetteyim...
      Sevdalı..!
      Yaralıdır canı yüreğim...
      Hasretinle erir giderim...
      Seni nasıl unutsun bedenim..?
      Gözüm dalar gariplenirim...
      Vurulmuşum besbelli
      Dolanmışım yar beline
      Bir türkü tutturmuşum
      Ağlamaklı hasrete ...
      Yaralıdır canı yüreğim...
      Hasretinle erir giderim...
      Seni nasıl unutsun bedenim..?
      Gözüm dalar gariplenirim..!


      TÜRKİYE


      EYLÜL

      Beni çoktan aştı bu acı
      düştü yüzümden bin kahır
      oturup düşünüyorum
      darbelerin tozunu
      yaşadım diyorum ya ben sana
      birikiyor umutlarım
      kaldı tortuları
      en güzel anıların
      eylül geçmiş kapımızdan
      süpürmüş kalıntılarını ışıkların
      o güneş parlıyor hala
      ay yine bizim


      TÜRKİYE


      ALDI GİTTİ

      Baskın yemiş bir evsem dağılmışsam
      Tutuklanmış kitapsam yakılmışsam
      Bir çift turnaya benzerdi gözleri
      Göğüm öksüz kaldı bakar ağlarım
      Aldı gitti neyim var neyim yoksa
      Kalanlarsa yalım yalım yangınsa
      Bu can bu bedenden ayrılmıyorsa
      Daha çok, hasrete yanacak ömrüm
      Bu can bu bedenden ayrılmıyorsa
      Daha çok acıyla yanacak gönlüm
      Yaktım koca ömrü zaaflı bir anda
      Yarla baharımı kışlara gömdüm
      Eğdim dağ basımı onun önünde
      Yetmedi ardından bakar ağlarım


      TÜRKİYE


      ACIYA GÜLMEK

      Öpüyorsam ayrılığı gözünden
      Söküyorsam yüreğimi göğsümden
      Geçiyorsam gözlerinin içinden
      Geçiyorsam bir çiçeğin özünden
      Sana olan sevdamdandır bilesin
      Meğer ne yalnızız insan olmuşsak
      Yaprak gibi dalda sessiz solmuşsak
      Yeri gelmiş acıya da gülmüşsek
      Yeri gelmiş ayrılığa gülmüşsek
      Sana olan sevdamdandır bilesin
      Karşılıksız sevebilmekse sevda
      Gerçek seven küle dönmüş her çağda
      Elim kolum bağlanmışsa kıyında
      Seydunayım gebermişsem kıyında
      Sana olan sevdamdandır bilesin


      TÜRKİYE


      ÖMÜR GÖZ

      Sen gittin ömrüm boşaldı
      ağzımda dilim yandı
      elim dizim kırıldı
      ömür gözlü cerenim
      eylül de bitti gidince
      şiir de itti hüzün de
      içim çürüdü gizlice
      ömür gözlü sevdiğim
      gönlüme saz ol
      dilime söz ol
      ömrüme yaz ol
      ömür göz, cerenim, ömür göz
      bahçeme bağ ol
      sineme tar ol
      gel mene yar ol
      ömür göz, sevdiğim, ömür göz"


      TÜRKİYE


      GÜNÜN İLK IŞIĞI

      Günün ilk ışığı vurunca dağlara
      Soluğun alırım rüzgarlardan
      Açarım kanatlarım buğulu bir mavzerden
      Dolu dizgin gözlerine
      Günün ilk ışığı vurunca tenime
      Sıcağın alırım başaklardan
      Kömürlü ellerim uzanır göçüklerden
      Dolu dizgin özgürlüğe
      Günün ilk ışığı vurur koyaklara
      Haberin alırım yoldaşlardan
      Al bir pınar olmuş gülbahçe bedenin
      Gülümser sevdamıza


      TÜRKİYE